Açılış Sayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
İletişim
Sayfayı Yazdır
BİLİM,TEKNİK,UZAY,DOWNLOAD,VİDEO,OYUN,DENEME SINAVLARI VE DAHASI......
« Sonraki | Önceki »
 |
Hazırlanan ve 21 sayfadan oluşan Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi ve Bilgi Güvenliği Politikası, Türk Telekomünikasyon A.Ş Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı Genel Müdürü Paul Doany imzasıyla Türk Telekom personeline tebliğ edildi.
Metnin, ''Yapılmaması Gereken Davranışlar'' başlığı altında 32 maddeden oluşan bölümünde, kullanımının gerekliliği şirket tarafından yazılı olarak belirtilen güvenlik yazılımlarını sistemlerden kaldırmak veya devre dışı bırakmanın, istemciden istemciye dosya paylaşım programlarını bilgisayarlara yüklemenin ve kullanmanın yasak olduğu belirtildi.
İşle ilgili olmayan veya telif hakları ile korunan dosyaları indirmek, depolamak, çoğaltmak ve paylaşıma açmanın, şirket tarafından lisansı temin edilmemiş yazılımların ücretsiz veya deneme amaçlı da olsa yüklenip kullanılmaması gerektiği ifade edildi.
Yapılmaması gereken diğer davranışların bazıları ise şöyle sıralandı:
-Kullanım amaç ve biçimleri yazılı olarak bildirilen internet bağlantıları altyapıları dışında bir yöntemle internete veya başka ağlara bağlanmak.
-Zararlı yazılımları sistemlere yüklemek veya yüklemeye çalışmak.
-MSN Messenger, ICQ, SKYPE ve Google Talk gibi anlık mesajlaşma uygulamalarını yüklemek ve kullanmak,
-Sohbet (Chat) programlarını kullanmak.
-Sistemlerde açık servisleri ve güvenlik açıklarını tespit eden ağ trafiğini dinleyen programları yüklemek ve çalıştırmak.
-Şirkete ait bilişim ve bilgi işlem sistemlerini izinsiz olarak kullanım dışı bırakmak, yerini değiştirmek, kurum dışına çıkartmak.
-Görevli olunan işin yapılması için tahsis edilmemiş veya kullanımına yetkili olunmayan şirket bilişim ve bilgi işlem sistemlerini, kullanımdaki diğer bilişim ve bilgi işlem sistemlerine bağlamak ve kullanmak.
-Çalışanlara ve firmalara ait sistem ve donanımları yazılı izin sözleşme olmadan ve yetkili şirket personelince nezaret edilmeden şirket bilişim ve bilgi işlem sistemlerine bağlanmak ve kullanmak.
-Donanımlar üzerinde, şirketin bilgisi ve izni olmadan değişiklik, yükseltme, genişletme yapmak.
-İş süreçleri için gerekmeyen, kullanımına yetkili olunmayan sunucu hizmetlerini çalıştırmak,
-Sunucu sistemler üzerinde, kişisel bilgisayar uygulamalarını kullanmak,
-Halka açık olanlar dışındaki bilgileri internet üzerinde, haber gruplarında, posta listelerinde, forumlarda paylaşmak.
-Kaynağı belirsiz veya zararlı yazılım kontrolü yapılmamış ortamları kullanmak.
-İlgili iş tanımında belirtilmedikçe veya prosedürlerle kapsanmayan süreçlerde sicil amirinden izin alınmadıkça çevirmeli ağ modemi, GPRS/Edge modemler, Bluetooth ve kızılötesi iletişim cihazlarını sistemlere bağlamak ve kullanmak.
-Gizlilik dereceli bilgileri içeren yazılı veya elektronik belgelere yetkisiz şekilde erişmeye çalışmak, erişmek, değiştirmek, bu belgeleri belirlenen alıcısı dışındaki kişilere kurumlara teslim etmek, yetkisiz kişilerle paylaşmak. |
|
|
| Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürü Şevket Can: “Türkiye'nin nükleer santral kurabilecek altyapı ve yakıtı var” |
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'na (TAEK) bağlı Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi (ÇNAEM), kapılarını medyaya açtı. ÇNAEM Müdürü Dr. Şevket Can, Nükleer Yakıt Pilot Tesisi'nde çalışmaların başarıyla yürütüldüğünü söyleyerek, "Türkiye'de nükleer elektrik üreten bir santral yok; ama istesek bunun için altyapı ve yakıtımız hazır" dedi. Can, nükleer bir santralde kaza olma riskinin de, uçağın düşme riskinden daha az olduğunu bildirdi.
Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (TASAM) düzenlediği bir günlük gezide ÇNAEM Müdürü Dr. Can ve bölüm doktorları, çalışmalar hakkında bilgi verdi.
İLK NÜKLEER TESİS
1955 yılında nükleer enerji çalışmalarına start veren Türkiye, 1959'da Küçükçekmece Gölü kenarındaki 22 bin dönümlük dev arazide ülkenin ilk nükleer tesisi olan 1 MW gücündeki TR-1 araştırma reaktörünün temelini attı. 1960'ta 'atom reaktörü' projesinin adını 'Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi' olarak belirleyen Türkiye, 1962'de dev bir havuzun içine bırakılan TR-1 araştırma reaktöründen sağlık ve sanayide kullanmak üzere izotop üretmeye başladı. 1984'te artan izotop ihtiyacının karşılanması ve nükleer çalışmaların derinleştirilmesi için aynı havuz içinde 5 MW gücündeki ikinci reaktörünü TR-2 adıyla çalıştırarak, şu an çalışır durumdaki tek reaktör olan TR-2'ye ev sahipliği yapan ÇNAEM, geçen yıl yeniden yapılandırıldı. Şu anda 5 bölüm başkanlığı ve 3 şube müdürlüğü ile çalışmalarını sürdüren ÇNAEM'de halen 46'sı doktor olmak üzere 216 personel görev yapıyor.
1 GRAMI 3 TON
Hemen yanındaki askeri garnizonun güvenlik gölgesi altında çalışmalarını sürdüren merkezin müdürü Can, ÇNAEM'de enerji üretmediklerini, nükleer araştırmalar yapıp personel yetiştirdiklerini ısrarla vurguladı. 15 gramlık uranyumun 45 ton kömürle aynı ısıyı verdiğini söyleyen Can, tüm dünyada çalışır durumdaki nükleer enerji santrallerin sayısının 435 olduğunu belirtti. Can, Türkiye'nin denizler de dâhil olmak üzere tüm kıyı ve sınırlarında onlarca aletin radyasyon miktarını ölçtüğünü ve adı 2005'te Sarayköy Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'ne (SANAEM) dönüştürülen Ankara'daki merkeze bildirdiğini anlattı.
ÇOK YOL ALAMAMIŞIZ
Can, radyoaktivite biriminde Türkiye'nin çeşitli illerinden gönderilen hava, su, toprak, gıda örneklerinin gama ve alfa ışınlarıyla analizlerini yaptıklarını, ihraç edilecek her ürüne lisans verdiklerini, Karadeniz'de radyasyon doz tayini taramasıyla tüm hastanelerdeki radyasyon ölçer cihazların kontrollerinin ve ayarlarının yapıldığını anlattı. Radyasyon ölçüm aletleri tasarlayıp rutin ayarlamaları yapan, sanayide ve sağlıkta kullanmak üzere izotop üreterek 'küçük miktarda' radyasyon alan hastaların kanını kontrol eden ÇNAEM'in müdürü Can, reaktörün çalıştırıldığı 1962'den bu yana geçen 45 yıllık sürede gelinen noktayı içi açıcı bulmadıklarını söyledi. Can, "45 yılda Arjantin ve Güney Kore ile aynı noktalarda olabilirdik. Maalesef çok fazla yol almamışız" dedi.
Kongre Nisan'da
TASAM Başkanı Süleyman Şensoy, 'Sürdürülebilir Kalkınma İçin Nükleer Enerji' adlı proje kapsamında düzenlenen gezinin amacının ülkemizde 1956'da temeli atılan nükleer çalışmaların 51 yılda geldiği seviyeyi kamuoyunun görmesini sağlamak olduğunu söyledi. Şensoy, "Türkiye bu anlamda sıfır noktasında değil. Gelinen nokta üzücü; ama hayal kırıklığı değil. Her şeyden önce bir altyapı ve yetişmiş insan gücü var. Burada önemli araştırmalar yapılıyor. Ben öyle ümit ediyorum ki, Türkiye nükleer enerjiye geçecek. Nisan'da İstanbul'da uluslararası katılımlı nükleer enerji kongresi yapacağız” şeklinde konuştu.
Rus ajanın uçağına test
Dr. Şevket Can, Atatürk Havalimanı'ndaki yangında radyasyon içeren maddelerin tahliyesi, Çanakkale Hantepe Plajı'ndaki yükselen radyasyon miktarının ölçümü, Rus ajanı Litvinenko'nun öldürüldüğü uçaklarda yolculuk eden 125 kişinin kan testinin yapılması ve Pendik'te çalınan radyoaktif madde içerikli tüpün bulunması esnasında acil müdahale çalışmaları yaptıklarını belirtti. |
|
|
| Sinema filmleri büyük ses getiren J.R.R. Tolkien'in ünlü roman üçlemesi "Yüzüklerin Efendisi"nin 'online' bilgisayar oyunu 24 nisanda piyasaya çıkacak. |
Bilgisayar oyunu şirketleri Turbine ve Midway Games'in piyasaya süreceği oyun, "Yüzüklerin Efendisi Online: Angmar'ın Gölgeleri" (The Lord of the Rings Online: Shadows of Angmar) adını taşıyor.
Oyunun yaratıcıları, Yüzüklerin Efendisi'nin ilk online bilgisayar oyununun "Orta Dünya"yı kitaba bağlı olarak "yeniden yarattığını" ve oyuncuların binlerce sanal karakter yaratabileceklerini kaydetti.
Ancan Tolkien'in 1954 ve 1955 yıllarında yayımlanan üçlemesinin bütün ayrıntılarını bilen Yüzüklerin Efendisi hayranları, oyunun Tolkien'in "gerçek dünyasını" yansıtabileceğinden kuşkulu.
Bilgisayar oyunlarının incelenip değerlendirildiği en önemli sitelerden "GameSpot.com"a yazan bir yorumcu, "Bir oyunu oynamadan önce değerlendirmek zor, ama bu oyunun gerçek Yüzüklerin Efendisi gibi olmayacağını hissediyorum" ifadesini kullandı.
Oyuncular, şeytanın güçleri ile savaşmak için Yüzüklerin Efendisi anlatısındaki 4 iyi ırkı, yani insanlar, elfler, hobitler ve cücelerin özelliklerini kullanarak kendi karakterlerini yaratabilecekler, ancak ana rollerden birini üstlenemeyecekler. Oyuncular "düşmanın orduları" ile savaşta ana karakterlere yardımcı olmak için kendi yarattıkları karakterleri kullanacaklar.
Oyuncular ayrıca devasa çayırlarda seyahat etmek için at kiralayabilecekler.
Oyunun ilk versiyonlarına bu ay başında göz atma imkanı verilen değerlendirmeciler, sayısal Orta Dünya'nın zengin ayrıntılara sahip manzaraları ve mimarisi ile grafik olarak güzel bir dünya olduğunu belirtti.
|
ABD ordusunun geliştirdiği yeni bir ışın silahı, isabet alan kişide yanma hissi uyandırıyor ve hedef alınan şahıs böylece zarar görmeden etkisiz hale geliyor.
Bugün medyaya çeşitli tatbikatlarla tanıtımı yapılan silahın kullanılmaya başlanmasıyla birlikte düşmanın yara almadan silahını bırakmaya zorlanabileceği, ayrıca Irak, Afganistan gibi savaş bölgelerinde masum sivillerin kaybının önüne geçilebileceği düşünülüyor.
Askeri yetkililerin verdiği bilgiye göre, silahın 2010 yılından önce üretimine başlanması beklenmiyor. Buna karşın şimdiden ordunun tüm bölümlerinin silaha ilgi gösterdikleri ve edinmek istedikleri kaydedildi.
Silahın tanıtımı sırasında 455 metre mesafeden ateş edildi ve etkili olduğu gözlendi. Silah, hedef alınan kişinin aniden 55 derece sıcaklık hissetmesine ve elbiselerinin tutuştuğunu zannetmesine yol açıyor. “Milimetre dalgalarının” kullanıldığı silahın ışını cam veya duvardan geçemiyor ancak elbiseyi geçip deriye zararsız etkide bulunuyor.
Ordu yetkilileri, bu silahın, geleceğin kilit önemdeki teknolojilerinden biri olduğunu belirttiler.
 |
'Zaman Makinası' (Time Machine) kasım ayının sonunda yayımlandı | JAXA ve Tokyo Üniversitesi'nde görev yapan Doç. Dr. Serkan Anılır, ATA projesinin son durumunu ve vizyonunu yazdı...
"13 Aralık’ta Kale grubunun da değerli katkılarıyla İstanbul Harbiye Askeri Müzesi'nde 1'inci Uluslararası Altyapısız Mimarlık Sempozyumu'nu 12 yabancı konuğumuz ve yüksek katılımlı bir dinleyici kitlesi ile gerçekleştirdik. Gerek sunumlar, gerekse sempozyum sırasında ve sonrası tanışma fırsatı bulduğum katılımcıların görüşleri ile ilerletmeyi düşündüğümüz araştırmanın bu ilk aşamalarında; farklı alanlardaki uzmanlar arasındaki fikir alışverişinin en değerli anahtar olduğunu düşünüyorum. Ancak programı çok dikkatle inceleyen bazı katılımcılar fark etti ki, yabancı konuklarımızın çoğu NASA veya uzay teknolojisine yönelik çalışmaları ile dünyada isim yapmış kişiler. Aslında Altyapısız Mimarlık Sempozyumu konuklarının hepsi, ATA Uzay Asansörü projesinin çekirdek kadrosunda yer alan 60 civarındaki araştırmacının arasından davet edilmiş kişilerdir. Peki sizce iki proje arasındaki ilişki nedir? ATA Projesi uzaya asansör benzeri bir sistemle çıkmak için başlamış olan bir araştırma projesidir. Böylesine yüksek bir kule sisteminin kurulması bugünün teknolojisi ile mümkün olmayacağı açıktır. Bu yüzden, projenin amacı uzaya asansör kurmak değil, böylesine bir asansör kurmak için gerekli teknolojileri geliştirmek için bir platform kurmak ve bu teknolojileri günümüzde ihtiyaç duyulan başka alanlara aktarmaktır.
Kısacası bir teknoloji transfer platformudur. Altyapısız sistemler de bu projeden aktarılan bir teknoloji transfer düşüncesi olup, altyapıya sahip olmayan, altyapısı eksik olan veya altyapısını doğal bir felaket nedeniyle kaybeden bölgelerde alternatif düşünceler oluşturmaya yönelik bir araştırmadır. Amacı, sadece gelecek mimarisine ve ekolojiye alternatif bir bakış geliştirmek değil, afet konutlarını geliştirmekte de yeni teknolojileri geliştirmek ve uygulamaktır. ATA projesi Haziran 2006’da Japonya’da kitap olarak yayımlanmış, aradan geçen zamana rağmen, Hawking gibi bilim adamlarının kitap satışlarını bile geçebilmiş ve halen Japonya’da en çok satan bilim kitabı olmuştur. Aynı şekilde, JAXA-Teorik Uzay Fizik grubunun çalışmalarını, özellikle genç kitleye sevdirmek ve bilime özendirmek için, gene benim adım altında 'Zaman Makinası' (Time Machine) isimli kitap da kasım ayının sonunda yayımlanmıştır. Zaman Makinası'nın önsözünü Japonların ilk uzaya giden astronotu Mamoru Mori yazmış ve özellikle ortaokul ve liseler tarafından programa alınacak kadar bizlere gurur yaşatan bir başarı kazanmıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere ATA projesi çok yönlü yaklaşımıyla, hem bilim -teknoloji gelişimine katkıda bulunmakta, hem de verdiği vizyonla özellikle genç kitlelere hiçbir şeyin imkansız olmadığını ve istenildiğinde başarılacağını; bunun için gerekli olanın azim,çalışmak ve kendine inanmak olduğunu da göstermeye çalışmaktadır. ATA projesinin 2007 yılında yaşayacağı en önemli gelişim, Japon-Fransız ortak yapımıyla Mayıs ayına yetiştirilecek animasyon filmidir. 3 boyutlu IMAX teknolojisi ile hazırlanacak olan ve hazirandan itibaren Japon Teknoloji Bakanlığı'na bağlı olan bilim müzelerinde gösterime girecek olan animasyon ile, projenin mesajları Japonya çapında yayılacaktır. ATA Projesi'ni Türkiye’de tek tanıtma fırsatı yakaladığımız organizasyon Asansör İstanbul fuarı olup, bu sene de nisan ayında özellikle teknoloji transferi üzerine yoğunlaşarak sunacağımız ATA 2007 sunuşunun ses getirmesini ümit ediyorum. Bu noktada, yaşadığım en büyük mutluluk, bu sunuşa gelmek isteyen yüzlerce lise öğrencisinin e-posta adresimi internette bulup bana mesaj atmalarıdır. Öğretmenlerinin de gerekli anlayışı göstererek sunuma getirecekleri bu gençlerimizle tanışmayı dört gözle bekliyorum. ATA’nın mesajlarının Japonya ile sınırlı kalmaması ve ülkemizin geleceğini oluşturacak gençlerimize kadar ulaşması benim en büyük hayalimdir."
|
|
| Önce çocuk pornosu abartıldı, şimdi Bilişim Suçları kanunu hazırlanıyor. İnternet özgürlüğü çocuk pornosu kılıfında yok edilmek üzere. Bilişim Platformu isyanda. |
Bilişim Platformu'nun yayımladığı "İnternet Suçlu Değildir" başlıklı bildiride, internet anlayışının son günlerde çocuk pornosu üzerinden yürümesi eleştiriliyor ve yasakçı zihniyetle Türkiye'nin kaybedileceği belirtiliyor
Bilişim, bilgi, iletişim alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının birlikte hareket edebilmelerini sağlamak amacıyla kurulan Bilişim Platformu (BTSTK), "İnternet Suçlu Değildir" başlığıyla bir bildiri yayımladı. Platforma bağlı 20'yi aşkın derneğin imza attığı bildiride, internet anlayışının son günlerde çocuk pornosu üzerinden yürümesi eleştirilerek, "Şehir hayatı da suçu getirir. Ancak şehir hayatından vazgeçmeyiz. Şehre giren çıkan her kişiyi denetlemeyiz" dedi.
Kamuoyunda bir süredir tartışılmakta olan "Bilişim Ağı Hizmetlerinin Düzenlenmesi ve Bilişim Suçları Hakkında Kanun Tasarısı" ile bazı taslaklar çerçevesinde konuşulan ortak konunun, "internetin izlenmesi, perdelenmesi, sansüre uğratılması için nasıl bir mekanizmanın oluşturulacağı" olduğu kaydedilen bildiride şöyle denildi: "Oysa internet, gelişmiş toplumlardaki, düşünce ve ifade özgürlüğünün en somut beliriş şeklidir. Bu nedenle internetin kişisel hak ve özgürlükler kapsamında ele alınması gerekir."
İnternet amaç değil, araç İnternetin bir amaç değil, araç olduğu belirtilen bildiride; yaşanan sorunun adının doğru konması ve "ölçülülük" prensibi çerçevesinde düzenlemeye gidilmesi gerektiği belirtildi. Bildiriden bazı bölümler şöyle:
Yasal düzenleme gerekli ve zorunludur. Ancak, sorunların gereğinden fazla abartılarak, Türk toplumunun haklı ve yerinde olarak hassas olduğu 'çocuk pornografisi' üzerinden tartışmaları götürmek ve bu eksenden hareket ederek interneti düzenlemek sağlıklı bir sonuç doğurmayacaktır.
Anayasa ve uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınan kişisel hak ve özgürlükler boyutu da gözetilerek, sorunun gerektirdiği ölçüde etkili ve sorunla orantılı bir düzenleme yapılması akılcı ve bilimsel bir yol olacaktır.
Ülkemiz açısından son derece önemli olan bilişim suçları konusunun sağlıklı bir düzenleme ve bilişim oyuncularının mutabakatı sağlanmış şekilde çıkarılması için Bakanlar Kurulu, ilgili Bakanlıklar ve TBMM'nin gerekli hassasiyet ve önemi göstereceğine inancımız olduğunu bildirir, aksi takdirde kaybedenin Türkiye olacağını hatırlatırız. |
|
|
| Cinayetten 10 dakika önce gözgeze geldiklerini ve Dink'in irkildiğini anlatan Samast'ın şu ifadeyi verdi |
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in katil zanlısı Ogün Samast, yakalandıktan sonra Samsun Emniyet Müdürlüğü’nde verdiği ifadede, “Cuma namazını kıldıktan sonra vurdum'' dedi. Cinayetten 10 dakika önce gözgeze geldiklerini ve Dink'in irkildiğini anlatan Samast'ın şu ifadeyi verdi:
"İnternette haberlerde okudum. Orada 'Ben Türkiyeliyim. Ama Türk kanı pis kandır' dediği için öldürmeye karar verdim. 17 Ocak'ta Trabzon'dan otobüse bindim. 18 Ocak akşamı İstanbul terminaline indim. Geceyi de terminalde geçirdim. 19 Ocak'ta görüşmek için gazeteye gittim.
Ancak görüşemedik. Daha sonra cuma namazını kıldım. Namaz çıkışı da gazeteye gittim. Bu sırada Hrant Dink bir bankaya girdi. Bankadan çıkıp gazeteye gitti. Beni görünce irkildi. 10 dakika sonra gazeteden çıktı. Arkasından yanaştım ve 1 metre uzaklıktan vurdum. Pişman değilim." SAVCIYA İTİRAF ETTİ
Hrant Dink’in Samsun Otobüs Terminalı'nde saat 22.30’da yakalanan katil zanlısı Ogün Samast üst araması yapılıp gece yarısına kadar otogardaki jandarma karakolunda bekletildi. Buradan saat 24.00 sıralarında geniş güvenlik önlemleri altında camları siyah filtre ile kaplı transit minübüsle Samsun Emniyet Müdürlüğü'ne getirildi. Zanlı Samast, burada Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Gökçınar ile İl Emniyet Müdürü Mustafa İlhan tarafından sorgulandı. Samsun Barosu'ndan gelen bir avukat aracılığı ile yaklaşık 1 saat süren ilk ifadresinde Ogün Samast'ın Hrant Dink'i öldürdüğünü itiraf ettiği öğrenildi. Ogün Samast’ın ifadesinde, “Gazetedeki yazılarıyla, televizyonlardaki konuşmaları kanıma dokunuyordu. Kendisini internetten de takip ediyordum. Yorumlarımı zoruma gidiyordu. Bu iş için İstanbul’a 3 gün önceden gittim. Bugün olsa yine yaparım. Pişman değilim'' dediği bildirildi. Ancak sanığın geniş çaplı verdiği ifadesindeki detaylar gazetecilere açıklanmadı. POLİS KIYAFETİ İLE ÇIKARILDI
İfadenin alınmasında sonra saat 03.25'de zanlı Ogün Samast, çelik yelek üzerine giydirilen polis kıyafeti ve polis şapkası ile yine çok sıkı güvenlik önlemleri altında Samsun Emniyet Müdürlüğü'nden çıkarılarak zırhlı araca bindirildi. Çarşamba Havalimanı'na hareket eden zırhlı araca 10 polis aracı ve bir ambulans eşlik etti. Yaklaşık 20 kilometrelik yolun her 500 metresinde polisin aldığı önlem dikkati çekti. Güzergah boyunca polis ve jandarma , ana yola çıkan caddelerde trafik akışını kesti. Kargo bölümünden araçla İstanbul’dan gelen Nurol Havacılığa ait özel uçağın kapısına kadar getirilen zanlı Samast, uçağa yine güvenlik önlemleri altında bindirildi. Bu arada zanlı Ogün Samast’a aynı uçakta Samsun’daki Terörle Mücadale Şu Müdürlüğü'nde görevli 4 polis eşlik etti. 8 kişi kapasiteli Beach 400 A tipi uçak saat 03.54’de İstanbul’a hareket etti.
Nasıl yakalandı? Hrant Dink cinayeti zanlısı Ogün Samast'ın İstanbul Polisi'nden gelen ihbar üzerine bulunduğui otobüsteki diğer yolcuların zarar görmeden yakalanabilmesi için en uygun yer seçilen Samsun Otobüs Terminali'nde seri bir operasyon düzenlendiği ortaya çıktı. Emniyet yetkililerinden alınan bilgiye göre İstanbul Polisi'nden, Hrant Dink cinayeti zanlısı Ogün Samast'ın İstanbul- Hopa seferini yapan 34 JAZ plakalı (Metro Turizm) otobüsle seyahat ettiği ihbarı yapıldı. Operasyon için en uygun yer olarak belirlenen Samsun Otobüs Terminali'nin jandarma bölgesine girdiği için bu haber askeri yetkililere bildirildi. Alınan bilgiye göre jandarma yetkilileri, plakası saptanan otobüse telefon açıp şoförle konuşarak bulundukları mevkii hakkında bilgi aldı. Şoförün inecek ve binecek yolcu olmadığı için Samsun Otobüs Terminali'ne girmeyeceğini söylemesi üzerine konu hakkında bilgi verilip, aracın otogarda kendi firmalarına ait perona yanaşması istendi. YERİNDEN KIMILDAYAMADI
Bu sırada jandarma, Ogün Samast'ın seyahat ettiği otobüs firmasının peronunda önlem aldı. Saat 22.30'da otobüs perona yanaşıp kapılarını açtığında, önce sivil kıfayetli, ardından da resmi kıyafetli jandarma içeri girerek 21 numaralı koltukta oturan Ogün Samast ile şüphe üzerine yanında ve arkasındaki koltukta oturan 2 kişiyi hareket etmelerine fırsat vermeden yakaladı. GÖRGÜ TANIĞI: JANDARMA ÇOK SERİ DAVRANDI
Samsun'dan İstanbul'a gitmek üzere otogara gelen Tahsin Şener adlı yolcu, hemen yanıbaşında gerçekleştirilen bu operasyonu saniye saniye izledi. Şener, otobüsünün hareket saatini beklerken çevresinde anlam veremediği bir hareketlilik yaşandığını, kısa süre sonra perona yanaşan otobüse önce sivil, ardından da resmi kıyafetli jandarmaların seri bir şekilde girdiğini söyledi. Güvenlik güçlerinin direnmesine fırsat tanımadan Ogün Samast ile şüphe üzerine yanında ve arkasında seyahat eden 2 genci etkisiz hale getirdiğini belirten Tahsin Şener, “Jandarma çok seri hareket etti. Bu kişiler kaçmaya çalışmadı. Sakin bir şekilde indirildi. Ardından çevreleri güvenlik güçleri ile sarılarak götürüldü'' dedi. 10 DAKİKA İLE YAKALANDI
Jandarma ile içinde Hrant Dink cinayeti zanlısı Ogün Samast'ın bulunduğu otobüsün şoförü arasındaki görüşmenin 10 dakika daha geç yapılması durumunda aracın Samsun'u geçeceği ve uzun süre durmadan yoluna devam edeceği öğrenildi. Operasyonun yol kontrolu sırasında yapılmasının ise diğer yolcular açısından risk oluşturabileceği ifade edildi.
YASİN HAYAL DE İSTANBUL’A GETİRİLDİ Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayeti zanlısı Ogün Samast’ın ilk sorgulamasında kendisini yönlendirdiği ileri sürülen Yasin Hayal ve 4 kişinin İstanbul’a getirildiği belirtildi. Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayeti zanlısı Ogün Samast’ın, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Vatan caddesi yerleşkesindeki sorgusu sürüyor. Öte yandan, soruşturma kapsamında Samast’ın yakın arkadaşları solduğu belirlenen ve aralarında 2004 yılında Trabzon’da McDonald’s şubesini bombalayan Yasin Hayal’in de bulunduğu 4 kişi, yaklaşık 1.5 saat önce İstanbul’a getirildi. Hemen sorguya alınan şahısların olayla bir ilgilerinin olup olmadığı araştırılıyor. Henüz, sorgulamanın içeriğine ilişkin resmi bir açıklama yapılmazken, İstanbul Valisi Muammer Güler’in birkaç saat içinde soruşturmanın gidişatına ilişkin açıklama yapması bekleniyor. Dün gece saat 23.00’te Samsun’dan Trabzon’a gitmek üzere bir otobüste yakalanan 1990 Trabzon doğumlu Ogün Samast’ın 18 yaşından küçük olması sebebiyle, sorgulaması da farklı olacak. Ceza Muhakelemeleri Kanunu’na göre, Samast’ın sorgusuna emniyet görevlileri ile birlikte bir savcı ve Samast’ın avukatının da girmesi gerekiyor.
|
| Bilim insanları insanlar için bir sır olan köksüz ve yapraksız dünyanın en büyük çiçek familyasının botanik haritasını çıkardı. Bu çiçeğin en büyük özelliği çok pis kokması |
Güneydoğu Asya’da bulunan 1 metre genişliğinde ve 7 kilogram ağırlığındaki kırmızı Rafflesiaceae bitkisi dünyanın en büyük çiçeklerinden biri kabul ediliyor. Çiçek yaklaşık 200 yıl önce keşfedilmesinden bu yana, farklı özellikleriyle bilim insanları için bir muammaydı. Rafflesiaceae çiçeğinin kökü, yaprağı ve dalı yok.
Güneydoğu Asya’nın yağmur ormanlarında bulunan Rafflesiaceae çiçeğinin DNA’sını çıkaran botanik bilimciler, çiçeğin 50 üyeli bir familyanın parçası olduğunu ortaya çıkardı. Araştırmaya göre, Rafflesiaceae çiçeği Euphorbiaceae familyasına ait. Bu familyaya ait bitkilerin tümü küçük çiçeklere sahip.
YAPRAKLARI MİLYONLARCA YIL İÇİNDE BÜYÜDÜ Araştırmayı yürüten Harvard Üniversitesi uzmanı Charles Davis, Rafflesiaceae çiçeğini ‘Dünya dışından’ sözleriyle tanımlıyor. David’e göre, “Rafflesiaceae çiçeğinin üyesi olduğu familyadaki diğer bitkilerin küçük çiçek açması büyük bir sürpriz”.
Botanik uzmanları, Rafflesiaceae ilk kez 46 milyon yıl önce çiçek açmaya başladı ve çiçek evrim geçirerek hızla büyüdü. Rafflesiaceae ilk açtığında çiçeği sadece 2mm uzunluğundaydı. Milyonlarca yıl için Rafflesiaceae çiçeği büyüdü ve bundan sonra da büyümeye devam edecek.

POLENLERİ SİNEKLER TAŞIYOR Rafflesiaceae çiçeği, tropik yağmur ormanlarında kuytu bölgelerde yaşıyor, geniş yapraklarını açarak kokusunu salıyor ve sineklerin gelip polenlerini taşımasını sağlıyor. Rafflesiaceae çiçeğinin kokusu insanlara hoş gelen bir koku salgılamıyor, diğer çiçekler gibi sinekler yoluyla polenlerini dağıtıyor.
|
 |
Arılar şekerli suyla ödüllendirildi | ABD'de bir nükleer silah fabrikasında çalışan bilim adamları, arıları patlayıcı koklayabilecek şekilde eğitmeyi başardı.
New Mexico'daki Los Alamos Milli Laboratuvarı araştırmacıları, arılara, patlayıcı tespit etiklerinde çiçek nektarlarını toplamada kullandıkları hortumlarını dışarı çıkarmalarını öğretti. Araştırmacılar, eğitim sürecinde bal arılarını patlayıcı kokusuna maruz bıraktıktan sonra, onları şekerli suyla ödüllendirdi. Arıların dinamitten C-4 plastik patlayıcıya kadar çeşitli tipteki patlayıcıları tanıyacak şekilde eğitildikleri belirtildi. Araştırmanın Başkanı Tim Haarmann, ulaştıkları sonucun umut verici olduğunu belirterek, bunun savunma ve iç güvenlik açısından çok yarar sağlayacağını söyledi. Haarmann, arıların bir ayakkabı kutusu büyüklüğündeki el detektörleriyle taşınarak çeşitli yerlerde patlayıcı aramalarının sağlanabileceğini açıkladı. Haarmann, bundan sonraki adımın arıları kullanacak güvenlik görevlilerinin eğitilmesi olduğunu söyledi. Ülkenin önde gelen nükleer silah laboratuvarı Los Alamos'taki çalışmanın 18 ay aldığı belirtildi.
|